G.Antepspor-Bursaspor maçı da yarıda kaldı!
Gaziantep’te oynanan ligin 5.haftasının son maçında Bursaspor’un attığı golden sonra yan hakeme sahaya atılan bir yabancı maddenin isabet etmesi üzerine maç 63. dakikada hakem Deniz Çoban tarafından tatil edildi. Yandaki yazı resmi de özellikle bu tür olayları protesto etmek amacıyla siyah olarak koyulmuştur!
Olayların kısaca gelişmine bakarsak Bursaspor hücum ediyor ve G.Antepsporlu defans oyuncusu Emre’nin ayağına çarpan top kornere gidiyor. Emre yan hakeme itiraz ediyor. Volkan da Emre’ye ‘Top senden çıktı’ dediğini belirtiyor ve karşılığında Emre’nin kendisine göz attığını söylüyor. Korner vuruşu ceza sahasına doğru kullanılıyor. Bursaspor kaptanı Ömer, Antepli defans oyuncusu Yalçın’ın hafifçe omzuna basarak ve çok net bir şekilde faul yaparak yükseliyor ve kafayla golü yapıyor.
Ardından yan hakeme muhtemelen bir şeyler isabet ediyor. Çünkü görüntüye geldiğinde başının arkasında bir kan akıntısı olduğunu görüyoruz. Bunu takiben hakem de o noktaya gelip yerden bir kaç tane şişe topluyor. Ki bunlardan biri 1,5 litrelik kola şişesi. Türkiye’de stadyumlara dışardan içecek sokmak yasak. İçerde de litrelik şişe kolalar yada başka türlü bir içecek türü satılmıyor. Sebep de sahaya atılabilecek olması.
Aynı bu olayda olduğu gibi. Ama burası Türkiye. İçeriye herşey sokulur. sonra da böyle sahadakilere atılır. Arada isabet kaydedilir. O akşam tartışılır. İlgili kulübün başkanı TV’lere çıkar, minimum ceza almak için önce suçu hakeme atar, ardından da ağlamaya başlar. Buna genellikle teknik direktör de eşlik eder. MHK yalandan bir ceza verir, sonra Tahkim Kurulu bir kısmını affeder. Film başa sarar. 15-20 haftada bir bu film en az bir kere oynar Lig TV’de. Kaçırmayın diyemeyeceğim. Çünkü er geç bir kaç ay içinde tekrarına rastlarsınız.
Bu işler düzelir mi? Bu ülkede zor. Her hafta maça gidiyorum. Stada girerken 3 kere polisler tarafından aranıyorum. Her seferde de aynı yerlere bakıyorlar. Dedektörden geçiyorum. Öten de ötmeyen de aynı şekilde aranıyor. Lafı uzatmayayım, Türkiye’de isteyen istediği stada, istediği maddeyi sokar!
Avrupa Kupaları’nda bir takımımızın deplasmanda oynadığı bir karşılaşmayı yerinde seyretme şansım olmuştu. İçeri girerken ev sahibi takımın seyircileri ellerini kollarını sallayarak, hatta ellerinde bira bardakları ile içeriye yürüyerek girdiler. Biz ise hemen yan kapıda yeni yakalanmış terörist gibi didk didik arandık. Maç başladığında Türk izleyicilerin yarısı hala dışarda güvenlikten geçmeyi bekliyordu. Şimdi dönüp bakınca sebebini daha da iyi anlıyorum.
Geçen sene Fenerbahçe-Galatasaray maçında yan hakeme atılan ve isabet eden bir nesne nedeniyle maçı oynatan Bünyamin Gezer ciddi eleştirilmişti. Ardından Diyarbakır’da oynanan Diyarbakırspor-Bursapspor maçında ilk maçtaki talihsiz olayların rövanşını almak isteyen kırmızı-yeşilliler provakosyana kurban giderek sahayı yabancı madde yağmuruna tuttular. Ardından aldıkları ceza sonrası İstanbul’da oynadıkları bir maçta da hakem hatasını bahane göstererek sahay girdiler. Sonuçta Diyarbakırspor bir alt kümeye düştü. Hatta İstanbul’daki maç için İstanbul Valisi bile çıkıp hakemi suçlamıştı. Bunları yapana kadar seyircilerin ellerini kollarını sallayarak sahaya girmelerine engel olacak sayıda güvenlik kuvvetini oraya yerleştirmeyi akıl etseydi belki de olaylar o noktaya gelmeyebilir ve kendisi de kendini hakemi suçlamak zorunda hissetmeyebilirdi.
Bu olaylar gösteriyorki insan olarak çok hoşgörüsüz bir toplumuz. Hakem kararlarını bahane edip sahay yabancı madde atmayı, rakip oyuncuları, hakemleri yaralamayı kendimizde hak görüyoruz. Takımımız başta herkese, herşeye zarar vermeye çalışıyoruz. Takımımız derbiyi kaybediyor, camı çerçeveyi indiriyoruz. Ve malesef suçlular yeterince ceza almıyorlar. Kulüpler, yöneticiler, herkes bir şekilde suçluları kurtarıp başka birilerini suçlamaya çalışıyor.
Geçen yıl Aziz Yıldırım bir kaç maçta olay çıkaranları mümkün olduğunca tespit edip adalete teslim etmeyi başarmıştı. Ancak bu teslim edilenler, suçluların tamamı mıdır, değil midir bilemeyiz. Yine de bugüne kadar yapılan en somut adımdı. Çünkü bu tür işlerde taraftarın taşkınlık yapması sonucu kulüpler zarar görüyor. Seyircisiz maç oynama cezaları, hükmen mağlubiyetler, temelde kulübe zarar veriyor. Taşkınlığı yapan, sahaya yabancı madde yağdıranlar ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.
Herşeyden önce bizim insanımızı eğitmemz lazım. Bu tür davranışların asla hakem kararlarını değiştirmeyeceğini, aksine takımımızın zarar göreceğini öğretmemiz lazım. Ardından bu işlere kalkışanlara çok ciddi cezalar vermek lazım. Ve bu verilen cezaları da olabildiğince kamuoyuna duyurmak lazım. Çünkü olaylar sayfa sayfa yer tutarken yakalananlara verilen cezalar minicik satırlarla veriliyor. Bu türden haberler de malesef bu işleri yapanlara caydırıcı olmak yerine destekleyici oluyor, cahil çevreleri içerisindeki popülariteleri artıyor.
Taraftarlar kendi içlerine sahaya madde atan dengesizleri barındırmamalı. Onları aralarından çıkarmalı, bir şekilde engel olmalı. Ama ondan da önemlisi teknik direktörler, yöneticiler çıkıp kaybedilen maçlardan, puanlardan sonra asla ve asla hakemleri ve onları kararlarını tartışmamalı. Başkanların TV-video sistemi kurdurup hakem hatalarını basın toplantısıyla anlatmaları mutlaka ceza ile sonuçlanmalı.
Evet hakemler hata yapıyor ve bunlar tartışılmalı ama bu hatalar nasıl düzeltilebilir diye tartışılmalı. Bizim ülkemizde aksine, yöneticiler kendi hatalarını sahiplenmek yerine başkalarına ve özellikle de hakemlere yansıttıkları için kendini taraftar sanan insan müsveddeleri de bu tür davranışlar sergilemeye devam ediyor.
Sözün Özü: Son zamanlarda ağızlara sakız olan ‘Ligimizin marka değeri’ tamamen saçmalıktır. Hiç bir değeri de yoktur. Ligin en büyük takımları çok zayıf rakipler karşısında Avrupa Kupaları’nda daha ön elemede eleniyorsa, lig şampiyonu ilk maçında sıradan bir İspanyol takımından kendi evinde fark yiyorsa bir değerden ve futbolda sınıf atlamaktan bahsetmenin hiç bir anlamı yoktur.
Bu işin suçluları da kulüp başkanları, yöneticiler, teknik direktörler, olay çıkarıp sahaya yabancı madde atanlar kadar onlara yeterli cezayı vermeyen oy kaygısı güden federasyon ve kurumlarıdır. Bir de çocukları yürümeyi yeni yeni öğrenirken masaya çarpıp düşünce, çocukları ağlamasın diye masayı suçlayıp onu döverek çocuklarını avutan ‘Türk zihniyeti’ mahsülü ebebeynleri de unutmamak gerekir.
Malesef bu şartlarda bizim ülkemizde futbol, dostluk ve kardeşlik değildir. Kimse kimseyi kandırmasın, malesef bu toplum tamamen gerilimden beslenmektedir.
