Portekizli Beşiktaş

2010-2011 sezonuna girişte tartışmasız en sükseli takım Beşiktaş’tı. Schuster (Real Madrid), Guti (Real Madrid) ve Quaresma (Inter) transferleriyle tüm spor basınının ilgi odağı oldular. Yapılan bu ‘isim’ transferlerin ardından medya kendi isimlerini de bolca yazdı çizdi. Allah’tan Beşiktaş’ın yabancı kontenjanı çok doluydu yoksa ortaya atılan isimleri arka arkaya koysanız burdan Ay’a yol olurdu. Lig başladı devre arası geldi. Puan tablosuna baktık ki Beşiktaş lider Trabzonspor’dan 14 puan geride.

Sezon başında başlayan yıldız yağmuru esasında siyah beyazlı taraftarlar için hiç durmadı. Akıllara durgunluk verecek Alan Iverson transferiyle yıldız yağmuru basketbolda da sürdü. NBA’in yakın tarihteki en önemli yıldızlarından ve sembol oyuncularından olan A.I. İstanbul’a geldi çubuklu formayı sırtına geçirdi.

Beşiktaşlı taraftarlar tam da durulup nefes almaya başlamışken üst üste 3 bomba daha patladı. Hugo Almeida, Simao Sabrosa ve Manuel Fernandez isimleri üst üste TV’lerde ve yazılı basında büyük yer buldu. UEFA.com dahi bu transferleri haber yaptı.

Buraya kadar herşey çok güzel. Ama devamı da öyle olacak mı bekleyip göreceğiz. Çünkü ilk etapta yapılan transferler beklenen katkıyı bir türlü yapamadılar. Buna basketbol takımı da dahil.

Şampiyonluğun en büyük adayı olarak lanse edilen takım liderden 5 galibiyet geriye düştü. Kalan 17 maçta Trabzonspor’u geçebilmek için 5 galibiyete denk gelen bir puan farkı yakalamak zorunda. Tabi bu işin bir de Bursaspor’u, Fenerbahçe’si, Kayserispor’u var. Dolayısıyla Beşiktaş’ın şampiyonluktaki şansı sadece kendine ve yaptığı transferlere bağlı değil. Rakiplerinin de o oranda puan kaybetmelerine bağlı. Bu üç takımla arada oluşan toplam puan farkı 32 (sırasıyla 14, 9, 5, 4). Bu puan ilk yarıda Beşiktaş’ın topladığı puandan 4 fazla. Yani ortada o kadar heyecanlanacak bir durum yok şampiyonluk yolunda. En azından bu yıl için.

Ancak esası gözden kaçırmamak gerekir. Portekizli Beşiktaş’ın oynayacağı futbolu her anlamda merak ediyorum. Hem Herr Schuster’in bahaneleri açısından hem de daha da önemlisi futbol güzelliği ve keyfi açısından ligin ikinci yarısında Beşiktaş maçlarının daha keyifli geçeceğini düşünüyorum. Ama takım olmaları ve istikrarlı bir futbola ulaşmaları zaman alacaktır.

Kendi adıma tek dileğim bu sürenin olabildiğince kısa olması. Çünkü çok net anlayacağınız üzere bu transferlerin yapılmasının nedeni kesinlikle bu yılki Türkiye Süper Ligi değil aksine UEFA Avrupa Ligi’dir.

Galatasaray’ın 2000′de yakaladığı başarıyı biraz da şansı yaver giderse Beşiktaş bu yıl tekrarlayabilir. Ama henüz takım olamamanın sıkıntısını da Dinamo Kiev maçlarında yaşayarak erken veda da edebilirler. Neticede futbol sahda 11′e 11 oynanıyor. Formanın üzerinde yazan isimler değil sahada terini daha çok ve daha akıllı döken, sistemli oynayan, düzenli çalışan kazanıyor. Bakınız geçen yılki Bursaspor, bakınız yıllardır İstanbul BŞB ve hatta bu yılki Ziraat Türkiye Kupası’nda alt liglerdeki takımların aldığı başarılı sonuçlar. Bu örnek azalmaz artarak devam eder.

Sözün Özü: Başarı açısından çok umutlu konuşamıyorum ama kalburüstü isimleri seyretme açısından Beşiktaş maçlarını seyretmek için de heyecanlanıyorum. Umarım Beşiktaş taraftarı takıma gereken sabrı gösterir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>